<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>zayıflama yöntemler &#8211; Yaşam Boyu Form &#8211; Zayıflama, Zayıflama Kampı</title>
	<atom:link href="https://www.yasamboyuform.com/etiket/zayiflama-yontemler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yasamboyuform.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Feb 2020 11:24:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.5</generator>

<image>
	<url>https://www.yasamboyuform.com/wp-content/uploads/2018/07/cropped-logo333-32x32.jpg</url>
	<title>zayıflama yöntemler &#8211; Yaşam Boyu Form &#8211; Zayıflama, Zayıflama Kampı</title>
	<link>https://www.yasamboyuform.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Obezite Nedir? Neden Bir Salgın Hastalık Olarak Yayılmaktadır?</title>
		<link>https://www.yasamboyuform.com/obezite-nedir-neden-bir-salgin-hastalik-olarak-yayilmaktadir/</link>
					<comments>https://www.yasamboyuform.com/obezite-nedir-neden-bir-salgin-hastalik-olarak-yayilmaktadir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serkan Mericeri]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Feb 2020 11:23:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yolları]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasamboyuform.com/?p=2757</guid>

					<description><![CDATA[Obezite adı verilen sağlık sorununa ilk defa günümüzden 100 yıl kadar önce rastlanmaya başlandı. Bu...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>      Obezite adı verilen sağlık sorununa ilk defa günümüzden 100 yıl kadar önce rastlanmaya başlandı. Bu dönem, &#8220;tesadüfe&#8221; bakın ki arabaların ve modern makinaların icat edildiği dönemdir. Teknolojinin gelişmesi, genel olarak insanlara iyi bir şey gibi gelse de, doğa açısından ciddi bir felaket oldu. </p>



<p>      Burada &#8220;doğa&#8221;dan kastımız çevresel sorunlardan ayrı olarak, <em>insan doğası</em>dır. Sonuçta insan ne kadar evrimleşirse evrimleşsin bir hayvan türüdür ve belli bir doğaya sahiptir: Örneğin beslenmek için avlanmak zorundadır ve tükettiği enerji, avından elde edeceği enerjiyle yaklaşık aynı düzeydedir. Yani insanlar, diğer tüm canlılar gibi belli bir dengeyi sağlayabilecek biçimde evrimleşmiştir.</p>



<p>      Teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanlar doğaya tamamen hükmedebileceğini sandı ve kendi besinlerini üretmeye başladı. Ne var ki bu, spesifik olarak baktığımızda felaket ile sonuçlandı. Örneğin Britanya&#8217;da 1700 yılında şeker tüketimi kişi başı 2.5 kg iken, günümüzde Amerika&#8217;da şeker tüketimi kişi başı 50 kg&#8217;ı aşmıştır. Üstelik bu şekerin %50&#8217;si fruktoz içeriklidir (bir tür şeker; ancak vücudumuzun alışık olduğu glukozdan farklı, çok daha ucuz olan bir tür şekerdir) ve hücrelerimiz fruktozu parçalamak için değil, glukozu parçalamak için özelleşmiştir. Fruktozu parçalamak çok daha zordur ve bu, aşırı yağlanmaya neden olur. Çiftçiler (ve daha çok &#8220;patronları&#8221;) teknolojinin verdiği silahlar sayesinde dev miktarlarda mısır ve buğday yetiştirip köşeyi dönebilmektedir; fakat ürettikleri etin besleyici olmasından ziyade yağlı olması amaçlanır. Etin yağlı olması istenir, çünkü yağlı etin tadı güzeldir, çok satar ve zengin eder; üstelik yağsız üretimden çok daha ucuzdur. Benzer şekilde üretilen süt, peynir ve tereyağları da tamamen zararlı, doymuş ve katı yağlar içermektedir.</p>



<p>      Yerleşik hayatın gelişmesi ve şehirleşmeyle birlikte, iş bölümünde yaşanan özelleşmeler yeni meslek tanımlarını doğurmuş, teknoloji sayesinde seri üretim ilerlemiştir. Eskiden et isterseniz, bir ineği devirip kesmeniz gerekirdi. Günümüzde köşe başında arabanıza atlayıp gidebileceğiniz dev süpermarketler bulunmaktadır. Hatta bu kadar uğraşmanıza bile gerek yok, Graham Bell (telefonun mucidi) ve Tim Berners-Lee (internetin mucidi) sayesinde evinize kadar servis mümkündür!</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Obezite ve Riskleri</strong></p>



<p>      Günümüzde obezite, &#8220;uluslararası bir salgın hastalık&#8221; olarak değerlendirilmektedir ve insanları hızlı öldürmediği için ülkeler kırmızı alarm vermeseler de pek çok klinik ve dernek, ciddi bir şekilde çözüm üzerinde çalışmaktadır. Bu riskten en muzdarip olan ülkelerden birisi Amerika Birleşik Devletleri&#8217;dir, çünkü en yüksek teknoloji, en az fiziksel çaba ile orada kullanılmaktadır. İnsanlar neredeyse hiç hareket etmemektedirler ve çoğunlukla bilgisayar başı işlerde çalışmaktadırlar. Bu da obezitenin ana sorumlusudur. Ancak Amerika, aynı zamanda obeziteye karşı bilinç geliştirmiş ilk popülasyondur ve şu anda insanlar hızlı bir şekilde bilinçlendirilmeye çalışılmaktadır. Eğer yolunuz düşerse, ülkede ya çok şişman ya da çok zayıf insanlar olduğunu göreceksiniz. Çünkü bir kısım insan obeziteyle savaş halinde sürekli spor yaparken, diğer -ve ne yazık ki çoğunlukta olan- kısım obezdir.</p>



<p>      Obezitenin doruk noktasına ulaştığı 1999 yılından 2011&#8217;e kadar elde edilen şu araştırma sonuçlarına bir göz atalım:</p>



<ul><li>Birleşik Devletler&#8217;deki yetişkinlerin %31&#8217;i obezdir.</li></ul>



<ul><li>6-11 yaş arası çocukların %13&#8217;ü, 12-19 yaş arası çocukların %14&#8217;ü aşırı kiloludur. Bu rakamlar 1979&#8217;dan bu yana 3 katına çıkmıştır.</li></ul>



<ul><li>Aşırı kiloluluk her etnik grupta görülmektedir.</li></ul>



<ul><li>Obeziteden dolayı sadece Birleşik Devletler&#8217;de yılda 300.000 kişi ölmektedir.</li></ul>



<ul><li>2000 yılında obeziteye ABD&#8217;nin tek başına harcadığı para 117 milyar dolardır.</li></ul>



<ul><li>2008 yılında yetişkinler arasındaki obezite %34&#8217;e çıkmıştır.</li></ul>



<ul><li>Obezitenin insanı öldürme ihtimali ve miktarı, kuş gribinden 3 kat daha fazladır.</li></ul>



<p>      Günümüzde, yoğun çabalar sayesinde Amerika kendi sınırları içerisindeki obezite artışını durdurabilmiştir. 2011 senesi itibariyle obeziteye harcanan para 168 milyar dolara ulaşmıştır; ancak bu sayede 2003 yılından beridir obezite oranları gerilmese de, artış durdurulmuştur. <a href="https://www.cdc.gov/obesity/data/adult.html">Amerikan Hastalık Kontrol ve Önlem Merkezi&#8217;nin (CDC) internet sitesinde yayınlanan şu hareketli grafik</a>, gidişatı güzel bir biçimde özetlemektedir: </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img loading="lazy" width="745" height="544" src="https://www.yasamboyuform.com/wp-content/uploads/2020/02/07bf96fa6722f6c9e0ae5163817a14e8-1-745x544.gif" alt="" class="wp-image-2762" srcset="https://www.yasamboyuform.com/wp-content/uploads/2020/02/07bf96fa6722f6c9e0ae5163817a14e8-1-745x544.gif 745w, https://www.yasamboyuform.com/wp-content/uploads/2020/02/07bf96fa6722f6c9e0ae5163817a14e8-1-300x219.gif 300w, https://www.yasamboyuform.com/wp-content/uploads/2020/02/07bf96fa6722f6c9e0ae5163817a14e8-1-768x561.gif 768w" sizes="(max-width: 745px) 100vw, 745px" /></figure></div>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Obeziteye Yatkınlık Genetik mi?</strong></p>



<p>      Peki obezitenin tüm bu çevresel sebepleri haricinde, genetik sebepleri olabilir mi? Günümüzde bu konuda çalışmalara ağırlık verilmiştir; ancak halen net sonuçlar bulunmamaktadır. Bazı genlerin, hücrelerin enerjiyi saklama ve vücuda dağıtma biçimleri üzerinde etkisi olduğu keşfedilmiştir ve bu genlerin belli bir yönde etkilenmesinin, yağ yakımını zorlaştırdığı düşünülmektedir. Bu genlere günümüzde &#8220;enerji-tutumlu genler&#8221;, bu fenomeni açıklamak üzere ortaya atılan hipoteze ise <strong>Enerji-Tutumlu Genotip Hipotezi (Thrifty-Genotype Hypothesis)</strong> adı verilmektedir. Fakat henüz pek bir ilerleme kaydedilemediğinden bu konuda açıklama yapmak yersiz olacaktır; sadece genlerin belli bir miktarda etki ettiğini, fakat asıl sorumlunun çevre olduğunu bilmek gerekmektedir. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img loading="lazy" width="579" height="367" src="https://www.yasamboyuform.com/wp-content/uploads/2020/02/1f04bb1b11ba108f024638d7e868d2f5.gif" alt="" class="wp-image-2758"/><figcaption>Obezitedeki artışı gösteren bir grafik&#8230;</figcaption></figure></div>



<p>      Dolayısıyla tüm evrimimiz sayesinde mümkün kılınan tüm bu çevresel gelişmeler, inceden inceye sonumuzu da hazırlamaktadır. Şu anda yaşamakta olan nesil, son birkaç milyon yıldır ilk defa ebeveynlerinden daha kısa ömür beklentisi içerisinde olunan nesildir; yani torunlarımızın ömürlerinin, bizimkilerden kısa olması çok muhtemeldir. Bu sebeple kendimizi ve ürünlerimizi övmeyi bırakarak özümüzü hatırlamalı, bir hayvan türü olduğumuzu unutmamalı ve dolayısıyla içerisinden geldiğimiz doğayı korumanın yollarını bularak, mümkün olduğunca doğal hayata uygun yaşam sürmeliyiz. Bu elbette ormanda ağaçtan ağaca atlamayı gerektirmez; ancak &#8220;bize bir şey olmaz&#8221; mantığının ölümcül olduğunu görmemiz gerekmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasamboyuform.com/obezite-nedir-neden-bir-salgin-hastalik-olarak-yayilmaktadir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanan Yağın Yolculuğu&#8230;</title>
		<link>https://www.yasamboyuform.com/yanan-yagin-yolculugu/</link>
					<comments>https://www.yasamboyuform.com/yanan-yagin-yolculugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serkan Mericeri]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 10:49:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama kampı]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yolları]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasamboyuform.com/?p=2745</guid>

					<description><![CDATA[En temel problemlerimizden bir tanesi, özellikle sosyal medyada kişileri manipüle etmeye ve algı oluşturmaya çalışan...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" width="553" height="544" src="https://www.yasamboyuform.com/wp-content/uploads/2020/01/66_kiloverjpg-1-553x544.jpg" alt="" class="wp-image-2752" srcset="https://www.yasamboyuform.com/wp-content/uploads/2020/01/66_kiloverjpg-1-553x544.jpg 553w, https://www.yasamboyuform.com/wp-content/uploads/2020/01/66_kiloverjpg-1-300x295.jpg 300w, https://www.yasamboyuform.com/wp-content/uploads/2020/01/66_kiloverjpg-1-768x755.jpg 768w, https://www.yasamboyuform.com/wp-content/uploads/2020/01/66_kiloverjpg-1.jpg 840w" sizes="(max-width: 553px) 100vw, 553px" /></figure>



<p>En temel problemlerimizden bir tanesi, özellikle sosyal medyada kişileri manipüle etmeye ve algı oluşturmaya çalışan vasıfsız kişilerin paylaştığı içeriği boşaltılmış, dezenformasyona uğramış bilgilerle günü geçiriyor oluşumuz. Bu da bize sadece ezbere yaşamı beraberinde getiriyor, herhangi bir soru sormadan kendimize hedefler koyup bunu yakalamak için sözde fedakarlıklarda bulunuyoruz. </p>



<p>Bu yazıda zayıflama sürecinde başrolü oynayan yağlara biraz göz atacağız. &#8220;Kilo verirken&nbsp;yakılan yağ nereye gider?&#8221; sorusunu sorarak cevaplarını arayacağız. </p>



<p>Konu başında yer alan Yiğit Özgür’ün esprili bir şekilde kaleme aldığı gibi, oturduğumuz yerden birdenbire kalkarsak gerçekten yağlarımız koltukta oturmaya devam eder mi? Ya da yaygın kanı gibi “puff!” diye birden enerjiye veya ısıya mı dönüşür? Yoksa küçük küçük parçalara ayrılıp dışkı yoluyla vücuttan mı atılır? Bunların hiçbiri doğru değil ise o halde, gerçekte, yağlarımız bize nasıl veda ediyor? Öyle görünüyor ki çoğu, nefesimizle havaya karışıyor!</p>



<p>Bedenimiz yiyeceklerle aldığımız fazla miktardaki protein veya karbonhidratı yağ şeklinde veya teknik diliyle söylemek gerekirse, trigliserit molekülleri halinde depoluyor. Bu moleküller karbon, hidrojen ve oksijen olmak üzere üç atomdan meydana geliyor. İşte yağ yakmanın gerçekleşmesi için trigliseritlerin, oksidasyon (oksitlenme) olarak bilinen bir işlem yoluyla parçalanması gerekiyor.&nbsp;</p>



<p>Pek çok oksijen molekülü trigliseridin oksitlenmesi (yanması) işleminde kullanılırken karbondioksit (CO2) ve su (H2O) atık ürün olarak çıkar. Aslında bu bilgi zaten biliniyor. Fakat Avusturalya’nın New South Wales Üniversitesinden araştırmacılar Ruben Meerman ve Andrew Brown bu işin hesaplamasını yaptılar. (Çalışmaları 16 Aralık 2014’te <em>British Medical Journal</em>’da yayınlandı.) Yapılan hesaplamaya göre kilo verme esnasında yağın %84’ü karbondioksite dönüşerek akciğerler aracılığıyla, geri kalan %16’sı da suya dönüşerek idrar, dışkı, ter, nefes, gözyaşı veya diğer beden sıvılarıyla vücuttan atılıyor. Bir örnekle anlatacak olursak, 10 kg yağ yakıldığında sürecin sonunda 8,4 kg karbondioksit ve 1,6 kg su açığa çıkıyor.</p>



<p><strong>70 kg. bir birey dakikada 12 kere soluk alıp verir ve her soluk verişte 200 ml karbondioksit salar. H</strong>er bir nefeste 33 mg karbondioksit salar ve bunun 8.9 miligrami karbondur. Normal bir günde 0.74 kg karbondioksit salınımı yapar ve vücuttan 203 gram karbon atar. Peki günde bir saat egzersiz yaptığımızda ne olur? Metabolizma hızımızı yedi katına kadar artırırız, mesela günde bir saatlik koşu vücudumuzdan ekstra 39 gram karbon atılmasını sağlıyor. Yani günde bir saat egzersiz yapan biri hiç spor yapmayan birine göre vücudundan %20 daha fazla karbon atmış oluyor.&nbsp;</p>



<p>Bu araştırmadan elde edilen sonuçlardan biri akciğerlerin, kilo vermede, temel bir boşaltım organı olduğudur. Buradan hareketle rahatlıkla şu çıkarımı yapabiliriz; “<strong>Doğru nefes almamak ve akciğerlerin kapasitesine doğrudan etki eden sigara tüketimi <a href="http://www.yasamboyuform.com">zayıflama</a> sürecinde çok büyük etkenlerdir!</strong>”&nbsp;</p>



<p>Diğer bir sonuç ise, bedenimizin kendi fiziksel gerçekliğinin sınırını bilerek “kısa sürede kilo verme” garantisiyle ortaya atılmış iddialara karşı uyanık olmaktır. Bu konuyla ilgili, sırasıyla, Prof. Andrew Brown’un ve yardımcı yazar Ruben Meerman’ın sözlerine kulak verelim:</p>



<p><em>“Kaybedebileceğimiz kilo miktarının gün bazında bir sınırı var. Bu sınır, gün içerisinde ne kadar karbondioksiti nefes olarak verdiğimizle belirlenir.&nbsp;Kilo verdirme endüstrisi, aşırı miktarlarda kilo verme konusunda gülünç iddialarda bulunuyor. Ki bu, çoğu insan için mümkün değil. Neyse ki araştırmamız sayesinde, bir gün içerisinde neden 15 kilo verilemeyeceğinin anlaşılmasını sağlayabileceğiz.”</em></p>



<p>İngiliz Diyetisyenler Birliği’nden Duane Mellor yağ metabolizmasını bir otomobilin içinde yanan benzine benzetiyor. Yağ yandıkça ısı açığa çıkarıyor ve hareketi sağlıyor. Ama aynı zamanda atık da ortaya çıkarıyor. Yağın enerjiye çevrilmesinin ardından ortaya çıkan atomlar ise egzoz gazlarına benzetiliyor. Tahminlerine göre ortalama bir insan her gün en az 200 gram karbon kaybediyor ve bunun kabaca üçte biri uykudayken oluyor.</p>



<p>Kilo verme süreci sancılı olsa da fazla kilolardan kurtulmak için formülün kendisi aslında gayet basit: Ya daha az karbon temelli yiyecekler tüketeceğiz ya da vücutta birikmiş fazla karbonu atmak için daha fazla fiziksel egzersiz, nefes egzersizi ve Sigarayı hayatımızdan çıkartarak kendimize verdiğimiz değeri arttıracağız. </p>



<p>Bu asla sonu olan bir yolculuk değil. Son nefese kadar devam edecek ve farkındalığı kaybettiğimizde tekrar sar başa yaşanacak bir süreçtir. Bu yüzden kendinize bir hedef belirleyin ve bunun için umut edin. Kişiyi çalıştıran ve çırpındıran her şey umuttan nemalanır. Bir gün umudunuz kırılırsa, sağlam olan yerinden umut etmeye devam edin. Çünkü umut her şeydir&#8230; &nbsp;</p>



<p>Kaynak: B. Gholipour. Exhaled Pounds: How Fat Leaves The Body. (2014, Aralık 16). Alındığı Tarih: 14 Ocak 2020. Alındığı Yer: Live Science</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasamboyuform.com/yanan-yagin-yolculugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan Ayında Beslenme</title>
		<link>https://www.yasamboyuform.com/ramazan-ayinda-beslenme/</link>
					<comments>https://www.yasamboyuform.com/ramazan-ayinda-beslenme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serkan Mericeri]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 May 2019 19:09:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama kampı]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yolları]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamboyuform.com/?p=2646</guid>

					<description><![CDATA[Hepimizin yıl içinde kendine koyduğu hedefler doğrultusunda değişen beslenme planlamaları vardır. Kimi zaman kilo vermek,...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hepimizin yıl içinde kendine koyduğu hedefler doğrultusunda değişen beslenme planlamaları vardır. Kimi zaman kilo vermek, kimi zaman kas yapılanması, kısa süreli bir hedefi gerçekleştirmek yada bedenimizi tanımak için yapılır bu planlamalar. Hepsinin temelinde kendi belirlediğimiz kurallarımız vardır fakat ramazan ayının gelmesiyle birlikte bu planlamalar bizim dışımızda yapılanarak alışılageldik beslenme ritminin dışına çıkıp yerini uzun süreli açlık ve susuzluğa bırakır. Son yıllarda ramazan ayının ilkbahar, yaz dönemine denk geliyor olması tüketimin, özellikle de sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak su ve mineral kayıplarının önemini biraz daha ön planda tutmamıza neden olmaktadır.&nbsp;</p>



<p><strong>Ramazanda Nasıl Beslenilmelidir?</strong></p>



<p>Gün içinde yeme serbestliğinin önünde herhangi bir engelin olmaması ve her istenildiğinde az da olsa tüketimlerin yapılmasına karşılık ramazan ayında öğün sayısının aslında olması gereken periyoda çekilmesi, öğünler arasındaki saatlerin uzaması ve buna ek olarak yukarıda da bahsettiğimiz artan su ve mineral kayıpları metabolizmada değişikliklerin meydana gelmesine neden olmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Oruç halinde geçen uzun süreli açlık sonrasında bir anda yoğun şekilde mideyi uyarmak başta sindirim sistemi olmak üzere vücutta pek çok sağlık sorununa neden olabilir. Yoğun açlığın, özellikle de nefse bağlı göz açlığının verdiği etkiyle bir anda çok fazla yemek yemenin yanlışlığı gibi, açlık durumunu devam ettirmek de halsizlik, yorgunluk, sinirlilik, dikkatsizlik, şişkinlik, hazımsızlık gibi benzeri sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Bunun yanı sıra sahura kalkılmaması da yine kişinin gün içerisinde kan şekerinin düşmesine, açlık hissini daha yoğun yaşamasına, huzursuzluk, sinirlilik gibi bazı problemlere sebebiyet vermektedir. Yaşanması muhtemel bu tür problemler dikkate alındığında kişilerin mutlaka sahur ve iftarı atlamamaları, bu öğünlerde mümkün olduğunca doğru şekilde beslenmeleri gerekmektedir.</p>



<p><strong>Sahurun önemi…</strong></p>



<p>Beslenme, genel anlamda doğru ve sağlıklı şekilde yaşamak için stratejik bir yaşam gerekliliğidir. Ramazanda doğru ve sağlıklı beslenmenin ilk adımı sahurdur. Sahur kişiyi gün içerisinde hiçbir şekilde günlük yaşam rutininden düşürmeyecek şekilde olmalıdır. Kişiyi susatacak kızartmalar, hamur işleri, tatlılar, çok tuzlu ve baharatlı yiyecekler kesinlikle tercih edilmemelidir. Sahur seçimleri yapılırken kişinin gün boyu tok kalmasına yardım edecek, yeterli sıvıyı içerecek, uykuya yeniden geçişte problem yaratmayacak, bağırsak hareketleri için yeterli life sahip, tuz oranı yüksek olmayan tercihlerde bulunulmalıdır. Kalp damar rahatsızlığı olan kişiler haricinde diğer kişiler için yumurta, kişinin gün içerisinde tok kalmasını sağlayacak yegane besindir.</p>



<p><strong>İftar…</strong></p>



<p>İftar sadece fiziksel bir beslenmeye geçiş değil aynı zamanda nefsin de devreye girerek baskı kurduğu bir serbestlik anıdır. İftarda yapılan en büyük yanlış bedenin ihtiyacına göre değil, nefsin coşkunluğuna göre tercihler yapılmasıdır. Yılın geri kalan 11 ayında kurulmayan kuş sütü eksik sofralar iftarla birlikte gündemimize girer ve yemek olduğundan daha büyük anlam kazanır ramazanın özündeki anlamın tam tersine!&nbsp;</p>



<p>İftar yapılırken tüketim içeriği her ne olursa olsun bir anda yemeğe yüklenilmesi dinlenme halindeki boş midede hazımsızlığa sebebiyet verecektir. Bunu önlemenin en güzel yolu iftarı su ile yapmaktır. Eğer kişi iftarını hurma veya zeytin ile açmak istiyorsa da 1 küçük hurma/zeytin sonrasında çorbayla devam etmelidir. 15-20 dakika ara verip mideyi biraz dinlendirdikten sonra ızgara tavuk, salata gibi mideye yüklenmeden hafif bir şekilde devam edilmelidir. İftar ile sahur arasına eklenecek ara öğünler hem Ramazan ayının bir sonucu olan yavaşlamış metabolizmaya destek olacaktır hem de bir anda fazla besin alımının önüne geçecektir. Zaten doğru beslenme içinde yeri olmayan, sadece nefsi köreltmek için ve damak tadına hitap eden kızartmalar, kavurmalar, yağlı besinler, aşırı baharatlı ve tuzlu besinler, tatlılar hem kişinin mide problemi yaşamasına, hem de kilo alımına yol açar.&nbsp;</p>



<p><strong>Vücudu Susuz Bırakmayın!</strong></p>



<p>Gün içinde susuz kalan vücudu toparlayabilmek için iftar ile sahur arasında en az 2-2.5 litre su mutlaka alınmalıdır. Suyun yanı sıra iftarda çorba tüketmek; aralarda veya yine iftarda ayran, maden suyu tüketimi kaybedilen sıvı ve minerallerin yerine konmasına yardımcı olacaktır. Tüketilen çay, kahve, meyve suyu vb. alımlar asla vücudun sıvı ihtiyacını karşılamamaktadır.&nbsp;</p>



<p><strong>Ramazanda diyet yapılır mı?&nbsp;Ramazan da diyet nasıl olmalıdır?</strong></p>



<p>Ramazan’da çok uzun süre açlık olacağından sahurda tüketeceğimiz öğünün tüm besin gruplarını içermesine özen göstermeliyiz. Burada atacağımız en önemli adım kesinlikle protein içeren et, süt gruplarından (özellikle yumurta, peynir, yoğurt, süt vs.) en az bir tanesini tüketiyor olmamız olacaktır. Çünkü alacağımız protein bizim daha uzun süre tok kalmamıza bunun yanında günlük enerji miktarını karşılamamıza yardımcı olacaktır. Karbonhidrat seçimimiz ise tam tahıllı besin grupları olan tam buğday, tam çavdar veya yulaf gibi glisemik indeksi düşük ve posa içeriği yüksek besin grupları olmalıdır. Yağ grubundan ise tercihimiz zeytin, zeytinyağı, ceviz, badem, fındık gibi besinleri tüketmeliyiz. Çiğ sebze yiyerek lif alımına ve bağırsaklarımızın çalışmasına da destek olmalıyız.&nbsp;</p>



<p>Orucumuzu açarken ilk önce hafif besinlerle başlamalıyız ve yiyeceğimiz yemeyi bölmeliyiz. Örneğin, ilk olarak çorba, hurma, kayısı, salata, zeytin ile orucumuzu açtıktan sonra 5-10 dk.’lık aranın ardından ana yemeği iyice çiğneyerek yemeliyiz.&nbsp;Bu sayede organlarımızı da yormamış oluruz. İftarda tüketeceğimiz öğün ise aynı sahurdaki gibi yeterli ve dengeli olup sebze, kurubaklagil et, tavuk, balık gibi tercihlerden oluşmalıdır.</p>



<p><strong>Ramazanda kilo verilir mi?&nbsp;</strong></p>



<p>Bir çok kişi bu dönemi uzun süren açlıklardan dolayı kilo vermek için idealmiş gibi düşünüyordur. Ancak uzun süren açlıklardan dolayı metabolizma yavaşlamaktadır. Eğer fiziksel aktivite yapmıyorsak; metabolizmanın yavaşlaması, azalan fiziksel aktivite ve yanlış yemek tercihleri kilo almanıza bile neden olabilir.&nbsp;</p>



<p><em>2010 yılında yapılan bir çalışma da kilo ile ramazan diyeti ilişkisine bakıldığında genellikle aylık 2.5 kiloya kadar <a href="http://www.yasamboyuform.com">zayıflama</a> sağlanırken bu her zaman geçerli olmadığı kişinin yaş, cinsiyet, yemek seçimleri ve yaptığı fiziksel aktivite durumlarından etkilendiği görülmüştür.</em> </p>



<p>Burada biraz bakış açısını değiştirecek olursak oruç tutmak kilo verme değil ruhumuzu ve bedenimizi arındırma ibadetidir. Zaman aralığı belirlenmiş bu ibadeti yerine getirirken bedenimizde sağlayacağımız değişim “Kilo verme” değil, “Fabrika ayarına dönme” olarak tanımlanmalıdır. O yüzden değerlendirme kilo vermek değil, doğru yaşamı görmek şeklinde olmalıdır.&nbsp;</p>



<p>Son olarak bazı hastalıklar; diyabet, kalp damar hastalığı olup ilaç kullananlar, böbrek yetmezliği problemi çekenler, diyaliz hastaları, kanser tedavisi görenler, hamileler, çocuklar ve yaşlılar oruç tutma açısından risk grubu altındadır ve bu yüzden kesinlikle hekimlerine danışmadan hareket etmemelidirler.&nbsp;</p>



<p>Herkese hayırlı ramazanlar diliyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasamboyuform.com/ramazan-ayinda-beslenme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başarının Önündeki Engel &#8220;Yetersizlik Hissi&#8221;</title>
		<link>https://www.yasamboyuform.com/basarinin-onundeki-engel-yetersizlik-hissi/</link>
					<comments>https://www.yasamboyuform.com/basarinin-onundeki-engel-yetersizlik-hissi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serkan Mericeri]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 May 2018 13:43:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yolları]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://yasamboyuform.com/?p=2232</guid>

					<description><![CDATA[Hayatın içinde insanı en çok rahatsız eden duyguların başında yetersizlik duygusu gelir. Bu duygu kişiyi çok...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın içinde insanı en çok rahatsız eden duyguların başında yetersizlik duygusu gelir. Bu duygu kişiyi çok sık etkiliyorsa, nedensiz bir biçimde ortaya çıkıyorsa buna bağlantılı olarak bir çok problem de peşi sıra kişinin hayatını etkilemeye başlamaktadır.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Yetersizlik duygusu sosyal açıdan kişide erken çocukluk travmaları, aşırı eleştiriler ebeveynler ve mükemmeliyetçi yaklaşımlar, istismarcı bir eş, baskıcı bir patron, depresyon &#8211; kaygı bozuklukları ve bu tür psikolojik rahatsızlıklar da yetersizlik duygusuna katkıda bulunan etmenler arasında yer alır. Bu durum öyle bir paradoksal yapı içindedir ki kişi saymış olduğumuz problemlerin varlığını da kendi yetersizliğine bağlayarak gerçeği görmenin önüne geçmektedir çoğu zaman. Sosyal nedenlerin yanı sıra vücuttaki herhangi bir engel, farklı yüz ve vücut yapısına sahip olma gibi çeşitli  fizyolojik boyutlara bağlı olarak da açığa çıkabilmektedir.</p>
<p>Yetersizlik duygusu, mükemmeliyetçilik, değersiz hissetme ve başka birtakım akıldışı düşünceler geliştirmekten kaynaklanır. Bu duyguyu sıklıkla yaşayan kişilerde uyumu olmayan baş etme yöntemleri gelişebilmektedir.</p>
<ul>
<li>Bunlardan birisi yaşamış olduğu duyguları çevresindekilere yansıtmamak adına kendisini sosyal yaşamdan uzak tutmaktır.<span class="Apple-converted-space"> </span></li>
</ul>
<ul>
<li>Bir diğer yöntem ise kendisini ifade edemediği için aşırı yeme, aşırı para harcama veyahut bağımlılık yaratacak herhangi bir yola yönelmektir.<span class="Apple-converted-space"> </span></li>
</ul>
<ul>
<li>Bazı kişilerde ise bu durum, yetersizlik duygularını karşılarındaki insana yansıtma hali olarak seyretmektedir. İnsanları ve olayları aşırı eleştirme, kontrol etmeye çalışma, olumsuzluklar karşısında suçlayıcı bir tavırla kendini güçlü hissetmeye çabalamak vardır.</li>
</ul>
<p>Yetersizlik duygusu kişinin kendisini aşırı eleştirmesine neden olur ve benlik saygısını azaltır. İnsanlar tarafından kabul görmeyeceği düşüncesi nedeniyle sosyal yaşamdan uzaklaştırır ve kişilerarası ilişkilerde sorunlara neden olur. Ayrıca başarısızlık korkusunu tetikler ve performans kaygısını da arttırarak elde edilecek bir başarının en temel engelleyici unsuru olur. Özellikle <a href="http://www.yasamboyuform.com">zayıflama</a> gibi uzun soluklu süreçlerde çok kısıtlı göstergelere takılı kalarak her defasında süreci başarısızlıkla noktalarlar.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Yetersizlik duygusuna sahip kişiler:</b></p>
<ul>
<li>Çevrelerindeki kişileri kaybetme korkusu yaşarlar bu sebeple genelde kaygılıdırlar,</li>
<li>Başarılarının sebeplerini dışsal faktörlere, başarısızlıklarının nedenlerini kendilerine yüklerler,</li>
</ul>
<ul>
<li>Başarılarını şans, talih, tesadüf olarak görürler,</li>
</ul>
<ul>
<li>Duydukları olumlu düşüncelere sevinemezler,</li>
</ul>
<ul>
<li>Övgü almak her ne kadar hoşlarına gitse de bunu hak edip haketmedikleri üzerine kafa yorarlar,</li>
</ul>
<ul>
<li>Mükemmele ulaşma istekleri onları daima hep eksik hissettirir,</li>
</ul>
<ul>
<li>Tek başlarına karar vermekte zorlanırlar,</li>
</ul>
<ul>
<li>Kendilerinde eksik gördükleri konuda başarılı olan kişileri kıskanırlar,</li>
</ul>
<ul>
<li>Değer gördükleri kişiye hemen bağlanırlar,</li>
</ul>
<ul>
<li>Alışkanlıklarının dışına çıkmakta tedirgin olurlar,</li>
</ul>
<ul>
<li>Bu kişiler sosyal fobi geliştirebilirler ya da çok hırslı bir kişiliğe dönüşebilirler.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Yetersizlik duygusuyla başa çıkmak için;</b></p>
<ul>
<li>Hedefler “kısa-orta-uzun&#8221; vadeli hedefler olarak sınıflandırılmalıdır.</li>
</ul>
<p><em><span class="Apple-converted-space"> </span>Hedefler şu özellikler çerçevesinde belirlenmelidir:</em></p>
<ol>
<li>Ulaşılmak istenen hedef kesin ve net tanımlanmalıdır.</li>
<li>Hedef ölçülebilir olmalıdır.</li>
<li>Hedef Alıcılar tarafından kabul edilir olmalıdır.</li>
<li>Hedef makul / gerçekçi olmalıdır.</li>
<li>Hedef net bir zaman takviminde erişilir olmalıdır.</li>
</ol>
<ul>
<li>Kısa vadeli hedeflerin başarılması uzun vadeli hedeflerden daha kolaydır ve kişiye özgüven sağlamada önemlidir. Kişi hedeflerini gerçekleştirdikçe zamanla yeterlilik duygusu kazanacaktır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Kişinin iyi ve güçlü yönlerini belirlemesi (listelemek) ve bu yönlerini geliştirmek için harekete geçmesi gerekir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Kişi kısa vadede zaman dilimleri belirleyip o dilimlerde kendini eleştirmek yerine kabullenmek için çaba sarf etmelidir. Kişinin kendini sürekli olumsuz eleştirmesi akıl dışı bir düşüncedir ve bu yolla kendine yaptığı büyük bir haksızlıktır.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasamboyuform.com/basarinin-onundeki-engel-yetersizlik-hissi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kilo Problemine Kuramsal Bakış</title>
		<link>https://www.yasamboyuform.com/kilo-problemine-kuramsal-bakis-aydinlanma/</link>
					<comments>https://www.yasamboyuform.com/kilo-problemine-kuramsal-bakis-aydinlanma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serkan Mericeri]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 May 2018 12:04:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama kampı]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yolları]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://yasamboyuform.com/?p=2224</guid>

					<description><![CDATA[AYDINLANMA  1783 yılının aralık yarında Berlinische Monatsschrift dergisi, ilahiyatçı ve eğitim reformcusu olan Johan Fredrich...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>AYDINLANMA<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p>1783 yılının aralık yarında Berlinische Monatsschrift dergisi, ilahiyatçı ve eğitim reformcusu olan Johan Fredrich Zöllner’in her yanıyla resmi olan evlilik törenlerinin önemi üzerine yazdığı bir makalesini yayımlar. Zöllner, derginin aufklören, aufgeklörte ve aufklörung terimlerini kullandığını belirterek, bir dipnotta sorar; Aydınlanma nedir? Hakikatın ne olduğunun bilinmesi kadar önemli olan bu soru aydınlanmaya başlamadan önce cevaplandırılması gereken bir sorudur.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bunlar yazıldıktan sonra ki on yıl içinde aydınlanmanın sınırları ve doğası üzerine yapılacak tartışmalar Alman edebiyat ve felsefe dergilerini kaplamıştır. İmmanuel Kant’ın bu soruya verdiği cevapsa en meşhur cevap olmuştur. Kant, “Aydınlanma nedir?” Sorusuna “<b>Aydınlanma, insanın kendi suçuyla düştüğü ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayışsa, insanın aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. Ve bu ergin olmayışa insan kendi suçuyla düşmüştür.”</b></p>
<p>Çünkü insan aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanma kararlılığını ve yürekliliğini gösterememiştir. İnsan, aklını kendisi kullanmak cesaretini göstermelidir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>1984 yılında Michel Foucault, Kant’ın Kasım 1784’te, Berlinische Monatscrift adlı dergiye gönderdiği ve aydınlanmanın bildirisi niteliğindeki “What is Enlightement?” Başlıklı yazısıyla aynı başlığı taşıyan bir makale yayınlar. Foucault, Kant’ın önerdiği aydınlanma bildirisinin amacını kabullenirken, modernizmin sınırlayıcı yanları olduğunu söylemek alternatif yöntemler ileri sürer. Foucault, Kant’ın aydınlanmaya yanıtlar bulurken bugün kavramını geçmiş ya da geleceğe atıflarda bulunarak bir bütünlük içinde değil, güncel gerçeği temel alarak tanımladığını söyler.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Dilek Doltaş, Foucault’un Kant’ın aydınlanma fikrini bir dışa çıkma, insanlara konan sınırları sorgulama ve onları aşma olgusu olarak betimlediğini öne sürer. Foucault, Kant’ın insanın aklını kullanmadığını, başka birisinin otoritesine boyun eğdiğini söyleyerek, bu duruma örnek teşkil edecek üç duruma, geleneksel otorite merciine dikkat çektiğini söyler;<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>1- Kendi kavrayış gücümüzün yerini bir kitabın,<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>2- Vicdanımızın yerini ruhani bir kılavuzun, yani dini bir liderin,</p>
<p>3- <a href="http://www.yasamboyuform.com">Zayıflama</a> adına nasıl bir diyet uygulayacağımıza, bir doktorun karar verdiğini ve bunların da insan olgunlaşmamasında rol oynadığını ileri sürer.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Foucault’a göre, Kant, bilinç, otorite ve aklın kullanım biçimleri arasında otoriteye dayalı olarak kurulmuş bu ilişkilerin yeniden düzenlenmesi gerektiğini öne sürer. Foucault’a göre, Kant’ın metni bir bütün olarak ele aldığında aydınlanmaya getirilen tanım ve açıklamalarda bir karmaşıklık vardır. Örneğin Kant, aydınlanmayı hem insanların topluca katıldığı, devamlılığı olan, tarihsel değişim içeren, insanların sosyal ve pratik durumlarını etkileyen bir olgu gibi görmekte, hem de onu cesaret öngören kişisel bir görev ve bir zorunluluk gibi ele almaktadır. Ayrıca, Foucault’a göre, Kant, insan sözcüğüne de karmaşık bir anlam yükler. Kant insandan söz ederken aydınlanmanın etkisinde gelişen ve değişen insanoğlunu mu yoksa kişisel özellikleriyle değişen, olgunlaşan bir bireyi mi kasteder belli değildir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Foucault, Kant tarafından öne sürülen aydınlanmayla ilgili iki koşulun; ahlaki, ruhsal, kurumsal ve politik diye tanımlanabilecek dört madde halinde incelenebileceğini söyler. Birinci madde, itaatle aklın kullanım alanlarının birbirinden ayrılmasıdır. Önemli olan aklın bir amaca yönelik değil, yalnızca gerektiği için kullanılmasıdır. Aklını bu şekilde kullanan kişi ergin olmama halinden kurtulur. İkinci koşulda aklın kullanım alanlarının özel ve genel diye ikiye ayrılması vardır. Özel alanda kişi toplum içindeki yerinin, sorumluluklarının bilincinde olmalıdır. Ve üstüne düşen görevleri, kendisine söylendiği biçimde yerine getirmelidir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu yaklaşım aydınlanmanın ruhsal ve kurumsal alanla ilişkisini belirler. Ancak aklın genel kullanım alanında kişiler görevlerin, emirlerin, kurumların akla uygun olup olmadığını sorgulamalılar ve düşüncelerini herkese açık bir biçimde dile getirmelidirler. Böylece Kant’ın aklın genel anlamda kullanımını aydın olmayı isteyen herkese şart koştuğunu görüyoruz. Kant aydınlanmayı sadece bireyin, düşünce özgürlüğünü garanti altına alan bir olguymuş gibi ele almaz. Kant’ın düşüncesinde her kişinin düşünce özgürlüğü, ancak başkalarının düşünce özgürlükleriyle birleştiğinde evrensel ve genel bir nitelik kazanacaktır. Toplumların ilerlemesine de bu yolla olanak sağlanacaktır.</p>
<p>Foucault’a göre, Kant böylece aydınlanma kavramına ruhsal ve kurumsal olduğu kadar, ahlaki ve politik bir nitelik de yüklemiştir. Bireyin, aklını kullanması kişisel bir zorunluluktur; ancak, bütün bireylerin aklını özgürce kullanabilecekleri bir ortamın yaratılması, bu olanağın onlara verilmesi de politik bir konudur.</p>
<p>Aydınlanma kuramını Foucault’un tanımıyla bitirmek yararlı olacaktır. Aydınlanma bir dönemdir! Kendi yasaları, kurallarını formüle eden ve genel düşünce tarihi ve şimdiki zaman karşısında bilgi, cehalet ve yanılsama biçimleri karşısında yapmak zorunda olduğu şeyleri söyleyen bir dönemdir.</p>
<p>Tüm bunların neticesinde kendimize sormamız gereken soru şu olmalıdır; “<strong>Yaşadığımız kilo probleminin temelinde yatan nedenlere baktığımız zaman biz aydınlanma noktasında neredeyiz?</strong>”<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasamboyuform.com/kilo-problemine-kuramsal-bakis-aydinlanma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Duyguların İnsan Bedeni Üzerindeki Etkileri</title>
		<link>https://www.yasamboyuform.com/duygularin-insan-bedeni-uzerindeki-etkileri/</link>
					<comments>https://www.yasamboyuform.com/duygularin-insan-bedeni-uzerindeki-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serkan Mericeri]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 May 2018 12:43:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama kampı]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yolları]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://yasamboyuform.com/?p=2220</guid>

					<description><![CDATA[Duygu; bir olay, kimse ya da nesnenin insanın iç dünyasında oluşturduğu, uyandırdığı yankı, etki, tepki,...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Duygu; bir olay, kimse ya da nesnenin insanın iç dünyasında oluşturduğu, uyandırdığı yankı, etki, tepki, izlenim olarak ifade edilmektedir. Sosyal hayat içerisinde bakıldığında hepimiz her gün büyüklü küçüklü onlarca duygu yaşıyoruz. Gün içinde duygularımızın yönü sürekli değişebilmekte ve bu son derece doğal bir durum. Fakat duygularımızın şiddeti ve bunun bize olan etkileri duygu durumunu tetikleyen sebeplerin şiddeti ile doğru orantılı olmayabiliyor. Bunun nedeni de, duygular düşüncelerin yani algıların süzgecinden geçip oluşuyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Duyguyu sadece olayın kendisi yaratmıyor. Örneğin arabayla seyir halindeyken içine girdiğimiz asfalttaki çukura, belediye başkanını sevmiyorsak daha fazla kızıyor, ofiste yapacak çok iş varsa pencereden giren gün ışığından daha az mutlu oluyoruz. Her anımızı düşünce ve algı süzgecinden süzülüp gelmiş bir duyguyla yaşıyoruz ve bu duygular hayatımızı en derinine kadar etkileyip yön veriyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Zihnimizin kötü olasılıkları ve olumsuz duyguları, iyi ve olumlulara göre büyütme, abartma ve daha fazla önemseme eğilimi var. Bu, atalarımızdan gelen kendimizi koruma refleksinin parçası olabilir. Genelde bir duyguyla karşılaşınca oturup onun geçmesini beklemeyiz. Her duygu otomatik bir davranış, bir tepki doğurur. Öfkelenip reçel kaşıklar, etrafımızdaki birini azarlar, üzülünce yatıp uyuruz örneğin. Kimi zaman duyguyu fark etmez, sadece davranışımızı görür ve neden böyle yaptığımıza hayret ederiz. Buradan hareketle yemek davranışı bir eylem, duygular ise bu eylemi tetikleyen ana nedenler diyebiliriz rahatlıkla.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Hepimizin belirli bir olay ve çağrışımlar karşısında zaman içerisinde tekrarlana tekrarlana gelişip yerleşmiş ve kalıplaşmış düşünce, duygu ve davranış zincirleri vardır. Aynı uyaranlar, hep aynı düşünceleri ve duyguları, onlar da hep aynı davranışları üretir. Bunlar yaşamımızın büyük bölümünü kaplar. Yaşam biçimi değişikliğinin bir unsuru, duygular ve bunların üreticisi olan düşünceleri fark etmektir. Duyguların düşünceler tarafından oluşturulduğunu ve bu düşüncelerin çoğu kez yersiz kurgular olduğunu ve gereksiz büyüklükte olduğunu görebilmek için sakin ve odaklanmış bir zihin gerekir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Hissettiğimiz duyguları ve bunların sebeplerini anlamak için büyük bir adımdır. Duygular ve düşünceler sabun köpüğü gibi geçicidir. Çoğu kez bunları tanıyıp sadece geçmelerini beklemek bile kendimize zarar verdiğimiz davranışlara yol açmalarını önleyebilir ve <a href="http://www.yasamboyuform.com">zayıflama</a> sürecinde attığımız en büyük adım olabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasamboyuform.com/duygularin-insan-bedeni-uzerindeki-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflamak İçin Kendi Sorumluluğunu Almak</title>
		<link>https://www.yasamboyuform.com/kalici-zayiflamak-icin-kendi-sorumlulugunu-almak/</link>
					<comments>https://www.yasamboyuform.com/kalici-zayiflamak-icin-kendi-sorumlulugunu-almak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serkan Mericeri]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Apr 2018 12:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama kampı]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yolları]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://yasamboyuform.com/?p=2205</guid>

					<description><![CDATA[Daha önce ki yazılarımda ele aldığım ve şu anda bu yazıyı okuyor olmanızın temel nedeni...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce ki yazılarımda ele aldığım ve şu anda bu yazıyı okuyor olmanızın temel nedeni olan kilolu olma hali, sağlığımızı, görünüşümüzü bozan, yaşamımızı zehir eden bir hastalıktır ve amacımız da bundan ilelebet kurtulmaktır. Bu konuda hemen hepimiz istiyoruz ki birisi bir ilaç versin, mucizevi yiyecekler söylesin, yemeklerimizi hazır olarak eve, iş yerine göndersin, başımızda durup egzersiz yapıp yapmadığımızı kontrol etsin ve hatta bizi ameliyat etsin, biz de bu problemden tamamı ile kurtulalım. Bu zamana kadar denemiş olduğu onlarca işe yaramaz yöntem sonucunda uğramış olduğu başarısızlıktan dolayı daha fazla yıpranmamak adına sorumluluğu almamak için kendisinde şişmanlatıcı bir hastalık çıkmasını bile istiyor bir çok insan. Çünkü böyle bir durum en azından kişide oluşmuş olan özgüven eksikliği ve başarısızlık hissiyatının kaybolmasına ve her ne kadar kabullenilmesi zor bir hastalık olsa da bunu kabullenip biraz olsun rahatlamasını sağlayacaktır.</p>
<p>Şişmanlığa sebep olan hastalıklar var elbette, ama bunlar %1-2 ilk dilimi kapsarken çoğunlukla sorun aslında sadece yaşam tarzımızda yatıyor. Yaşamış olduğumuz bu problemden bir an önce kurtulmak için çocukların bile inanmayacağı saçmalıktaki mucizelere inanıyor ve aklımızda kalacağına yapalım diyoruz. Her dönemin var ettiği kahraman yöntemler oluyor ‘altın çilek, alkali su, akupunktur, liposuction vb.’. Burada yazdıklarım yada yazmaya üşendiğim tüm bu yöntemler eğer başarılı sonuçları ortaya koymuş olsaydı ne günümüzde böyle bir hastalık kalırdı ne de bu kadar çeşitlilik olurdu. Unutmayalım ki bu uydurma tedaviler, biz böyle şeyleri talep ettiğimiz için varlar.</p>
<p>Sorumluluk almamak için kullandığımız iki ana düşünce kalıbı var;</p>
<p>&#8211; Birincisi ‘Ben iradesizim, kendim başaramam. Beni yola getirecek, kontrol edecek biri gerek’,</p>
<p>&#8211; İkincisi ‘Her şeyi denedim, kilo veremiyorum. Kesin bende bir hastalık var. Benim bir mucizeye gereksinimim var.’</p>
<p>Aslında bu ikisinin de söylediği aynı: ‘<strong>Ben sorumluluk alıp yaşamımı sağlıklı olarak kendim düzenlemekten kaçıyorum!</strong>’</p>
<p>Kilo vermeyi ve bunu hayatı boyunca kalıcı kılmayı başaran kişiler sadece hayat içinde kendi sorumluluklarını almayı göze alanlardır. Sağlıklı yaşamak isteyen insanlar bu konuda profesyonellerden destek alacaklarsa, bu ilişkide dürüst, sağlıklı ve verimli olmalıdırlar. Karşıdaki insanlar iyi niyetli olmalı ve kişinin kendisine yetkinlik kazandırıcı yaklaşımlar sergilemelidir. Pasif kalarak, sorumluluğu başkalarına yükleyerek kilo vermek ve sağlıklı olmak olanaksızdır.</p>
<p>Yaşam şeklimize, tercihlerimize, beslenmemize bizi hayatında hiç görmemiş yada sadece belirli bir kısmına hakim olan insanların vicdanına bırakmak ve o yaşamdan keyif almayı ummak saçmalıktır. Herkes bir yetenekle ve mükemmel bir yaradılışla doğar fakat başkalarından onay bekler hep kendisini bulma sürecinde. Herkesin cebinde taşıdığı değerli bir taş vardır ve buna değeri başkasının biçmesini beklemek gibidir bu beklenti. İhtiyaç olunan sadece <em><strong>rehberlik edilmesidir, onay verilmesi değil</strong></em>! Kilolu bireyler bu mücadele içinde hep onaylı hareket ettikleri için hiçbir zaman kendi içlerine ve ihtiyaçlarına dönerek <a href="http://www.yasamboyuform.com">kalıcı zayıflama</a> noktasına varamamışlardır. %100 garantili zayıflama hapları, diyetisyen onaylı listeler, doktor onaylı ilaçlar ve sayabileceğimiz bir çoğu. Hem yönetmen hem de başrol oyuncusu olarak ancak kendimiz yaşamımızı güzel bir filme çevirebiliriz. Diğer koşullarda kendi yaşamımızda sadece figüran olarak kalırız. Kısa süre sonra da bu rolü oynamaktan vazgeçeriz zaten.</p>
<p>Kendi sorumluluğumuzu almamıza karar verebilecek veyahut bunun önüne geçebilecek tek bir kişi var; Kendimiz! Önce kendimizi buna ikna etmemiz gerekir. Örneğin, işe kendimize bir mektup yazarak başlayabiliriz. Kendimizi, kendimize sansürsüz bir şekilde ifade etmeye çalışmamız emin olun uzun maratonda çok büyük bir yolu aşmamızı sağlayacak. Bunu mutlaka yapın!</p>
<p>Bir de kendimiz ve yardım istediğimiz profesyoneller kadar sürece etki eden bir diğer grup vardır ki o da hayatımızın başka konularında bize son derece destek olan yakınlarımızdır. Bu kişiler kilo kaybı, sağlıklı yaşam konusunda aynı desteği bize sağlayamayacaklardır. Çünkü bu, kişiye özel bir alandır ve bizler ön belik sunumu yaparak toplum içinde yaşadıkça ne en derinine kadar hayatımıza vakıftırlar ne de böyle bir bağımlılık sürecinde doğru yönlendirmeyi yapabilirler. Sevdiğimiz bu insanları kırmadan, yaşam biçimimizi yönlendirmeye çalışmalarının bize yarardan çok zarar verebileceğini mutlak surette bilmeliyiz. Bu süreç içerisinde yakınlarımızı, bizim kararlarımızı anlayışla karşılayan, destekleyici ve başarılarımızı taktir eden bir rol oynamaya ikna edebilir ve sorumluluk aldığımızı onlara da gösterebilirsek her şey çok daha kolay olacaktır. Tıpkı kendimize olduğu gibi onlara da bir mektup yazmaya ne dersiniz?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasamboyuform.com/kalici-zayiflamak-icin-kendi-sorumlulugunu-almak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezitede Karar Verme</title>
		<link>https://www.yasamboyuform.com/obezitede-karar-verme/</link>
					<comments>https://www.yasamboyuform.com/obezitede-karar-verme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serkan Mericeri]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2018 12:56:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama kampı]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yolları]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://yasamboyuform.com/?p=2190</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde, obezite artık Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre ‘Önlenebilir ölümler’ sıralamasında ikinci sırada yer alıyor...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde, obezite artık Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre ‘Önlenebilir ölümler’ sıralamasında ikinci sırada yer alıyor demiştik bundan önce ki yazılarımızda. Dolayısı ile yol açabileceği sağlık riskleri de daha fazla gündeme gelmekte ve özellikle kanser hastalığını tetiklediği klinik olarak ortaya koyulmuş bir durumda. Obez bireylerde görülen kanser sıklığı %33 gibi çok ciddi bir düzeyde seyretmektedir. Bununla ilgili yapılan çalışmalara bir başka yazımızda değineceğiz.</p>
<p>Sağlık alanı haricinde sosyal olarak baktığımızda da obeziteye yönelik sosyal damgalama her geçen gün daha da belirginleşiyor ve bununla paralel aşırı tüketim de aynı şekilde artış gösteriyor. Bunun en temel nedeni bireyler üzerindeki sosyal baskılama ve öz benlik sunumunun negatif etkilenmesi diyebiliriz. </p>
<p>Evrimsel sürecin başlangıcında yemek yeme hayatta kalma amacıyla ve güçlü fizyolojik dürtülere yönelik yapılan bir davranışken günümüzde kısa süreli ve aşırı miktarda ödüllendirici etki yaratan, ancak uzun dönemde buna bağlı olarak sağlık sorunları yaratıyor olmasına rağmen yapılan bir eylemdir. Bunun niçin yapıldığı konusunda çeşitli nedenler sayılabilirse de biz bu yazımızda ‘Karar verme’ maddesini ele alacağız. </p>
<p>Karar verme; farklı seçenekler arasından kişinin “avantajlı olan” seçimi yapabilmesini sağlayan bilişsel süreç olarak tanımlanır. Her karar vermenin sonucunda eyleme geçilsin ya da geçilmesin, karar veren kişinin değerleri ve tercihlerine dayalı olarak bir seçim oluşur. </p>
<p><strong>KİLOLU OLMA HALİ İÇİNDE SOSYAL ETKİLEŞİM VE UYMA DAVRANIŞI</strong></p>
<p>	Sosyal çevrenin bireyin davranışlarına olan etkisi; insanın sosyal bir varlık olduğu, içinde yaşadığı toplumdan etkilendiği ve o toplumu etkilediği düşüncesinden yola çıkılarak geliştirilmiş sosyal psikoloji alanına ilişkin bir kavramdır. Bireyin düşünce ve davranışlarını içinde bulunduğu sosyal çevrenin normlarına uyacak şekilde düzenlemesine “Uyma Davranışı” denilmektedir. Sosyal etki uyma davranışına, uyma ise benzerliğe yol açmakta ve insanların bir aradayken benzer davranışlar sergilemesi sayesinde sosyal davranışların düzenliliği oluşmaktadır.<br />
Bu alanda 3 tip uyma davranışı bulunmaktadır. Bunlar aşağıdaki başlıklar altında ele alınır.</p>
<p><strong>Benimseme:</strong> Kişinin bir görüşe ya da kurala, onun gerçekten doğru olduğuna inandığı ve kabul ettiği için uymasıdır.</p>
<p><strong>Özdeşleşme:</strong> Bireyin, grubun fikrine onlara benzeyebilmek için uymasıdır. Burada kişinin grup tarafından koyulan kuralların gerçekliğine inanması ya da kabul etmesi yoktur.</p>
<p><strong>İtaat:</strong> Kişinin grup kurallarına uymama davranışının doğurabileceği olumsuz sonuçlardan çekinmesi nedeniyle uyma şeklidir ve grubun birey üzerindeki gücü belirleyici rol oynar.</p>
<p><strong>UYMA DAVRANIŞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER</strong></p>
<p><strong>1-Ortamsal Faktörler: </strong></p>
<p>	<strong>a.</strong>	<strong>Grubun Büyüklüğü:</strong> Nüfusça daha büyük olan grupların bireyleri uyma davranışına yönlendirme kuvveti daha fazladır. </p>
<p>	<strong>b.</strong>	<strong>Grubun Söz Birliği:</strong> Gruptaki kişilerin sayısından çok hepsinin aynı fikirde olmasının bireylerin uyma davranışını etkileyen en önemli faktör olduğu bilinmektedir. </p>
<p>	<strong>c.</strong>	<strong>Saygınlık ve Mevki:</strong> Yüksek saygınlığa ya da mevkiye sahip bir kaynaktan gelen etkiye uyma davranışı daha güçlüdür. </p>
<p>	<strong>d.</strong>	<strong>Yüz Yüze Olmak:</strong> Yapılan çalışmalarda, bireylerin aynı odada bulundukları bir kişiden aldıkları söyleme uyma davranışı oranı, başka bir odadan telefon aracılığıyla aldıkları bildirime göre daha yüksek oranda olduğu görülmüştür. Buna dayanarak sosyal ilişkilerde etkilenmenin yüz yüzeyken daha kuvvetli olduğunu net bir şekilde söyleyebiliriz. </p>
<p>	<strong>e.</strong>	<strong>Gruba Bağlılık:</strong> Birbirini tanıyan insanlardan oluşan gruplarda sosyal etkileşim ve uyma davranışı daha güçlü şekilde görülür. </p>
<p>	<strong>f.</strong>	<strong>Azınlığın Etkisi:</strong> Grubun büyüklüğü ya da söz birliği gibi etmenlerin yanı sıra herkesin aynı fikirde olmadığı kimi durumlarda, azınlığın grubun çoğunluğunun fikrini etkileyebileceği de gözlenebilir. Ayrıca bir azınlığın oluşu yani grubun yaygın görüşüne karşı olan başka kişilerin bulunuyor olması da bireyin bu konu üzerine yeniden düşünmesine ve değerlendirme yapmasına yol açabilir. Fakat bu durum özellikle bağımlılık yaşayan insanlar için çoğunlukla bir anlam ifade etmemekte, bağımlılıklarını destekleyen fikir ve söylemlere çekilim daha fazla yaşanmaktadır.  </p>
<p><strong>2-Kişisel Faktörler:</strong></p>
<p>	<strong>a.</strong>	Benliğin Etkileri: Grubun fikirlerine, sosyal normlara önem verme.</p>
<p>	<strong>b.</strong>	Birey Olma Gereksinimi: Yüksek birey olma gereksinimi içinde olanlar, kendilerine özgü olmayı önemseyen ve herkesin yaptığını, giydiğini, söylediğini yapmayı sevmeyen kişilik yapısındaki bireyler grup normlarına daha az oranda uyma davranışı gösterirler. </p>
<p>	<strong>c.</strong>	Kişisel Kontrol Arzusu: Kendi davranışları üzerinde kişisel kontrole sahip olmayı tercih eden bireylerde uyma davranışı daha az görülür. </p>
<p>	<strong>d.</strong>	Cinsiyet: Geçmişte kadıların uyum göstermeye daha eğilimli olduğuna dair görüş hakimken son yıllarda yapılan çalışmalarda cinsiyet farklılığı daha az oranda bildirilmektedir. Kişilik özelliklerinin cinsiyetten daha önemli bir belirteç olduğu düşünülmektedir.  </p>
<p><strong>3-Kültürel Faktörler: </strong></p>
<p>Bireyci ve toplulukçu kültürler uyma davranışında farklılık gösterirler. Bireyci kültürlerde kişinin çıkarları grubun çıkarlarından daha önde gelmekte, sorumluluk alma bilinci daha önem taşımakta ve gruba uymanın zayıflık olduğu algısı hakimken toplulukçu kültürlerde grup onayı gereksinimi, gruba uymanın bir olgunluk belirtisi olarak değerlendirilmesi ön plandadır. </p>
<p><strong>SOSYAL ETKİNİN YEME DAVRANIŞI ÜZERİNDEKİ ROLÜ</strong></p>
<p>	Grup normlarından etkilenmede rol oynayan faktörlerden biri kişilerin kendisini grupla ne kadar özdeşleştirdiğidir.  İçinde bulunmanın arzulanmadığı bir sosyal grubun normunun yemek yemeyle ilişkili olduğuna inanılan durumda, kişilerin daha az yediği söylenebilir. Sosyal kimlik teorisiyle bağlantılı olarak yeme normlarına uyma davranışının bir sosyal gruba aidiyetin pekiştiricisi olduğu yorumları yapılmaktadır. Eğer ki kişinin kendilik hissi, bir grubunun üyesi olarak tanımladığı kimliği ile güçlü bir şekilde bağlantılı ise ve o grup sağlıklı beslenen bir şekilde algılanıyorsa, o kişinin sosyal kimlik hissinin sürmesi için benzer şekilde sağlıklı besleneceği düşünülmektedir. </p>
<p>Kişilerin yakın çevresinin ona benzeyenlerden oluştuğu, dolayısıyla onların davranışlarını takip etmenin yararlı olacağı görüşü ile bağlantılı olarak yakın çevresideki kişilere ait normların da kişilerin yeme davranışında etkili olduğu varsayılmaktadır.</p>
<p>Kişilerin hayatlarının belirli evrelerinde bir grup içinde yer alma istekleri düşünülürse bu grup elemanları genellikle kilo psikolojisi yaşamamış kişilerdir. Haliyle tüketime bakış açıları ve farkındalıkları kilolu bireylerden çok farklı olacağından tüketime yaklaşımları da belirleyici rol almaktadır. </p>
<p>Toparlayacak olursak, kendi önceliklerimizin farkındalığı ile yer alacağımız bir sosyal grup bizi mevcut sıkıntılarımızdan kurtulmamızda önemli rol alabileceği gibi, farkında olmadığımız önceliklerimiz neticesinde içinden çıkılmaz yeni bir kısır döngü yaratacağı da yadsınamaz bir gerçektir. Sosyal varlıklar olduğumuzu düşünürsek ‘Karar Verme’ yetisi, kalıcı zayıflama yolunda çok büyük belirleyici bir role sahiptir ve <a href="http://www.yasamboyuform.com">zayıflama kampı</a> gibi ortamlar pozitif anlamda değer katacak sosyal grupların en başında gelmektedir.    </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasamboyuform.com/obezitede-karar-verme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stres ve Kortizol</title>
		<link>https://www.yasamboyuform.com/stres-ve-kortizol/</link>
					<comments>https://www.yasamboyuform.com/stres-ve-kortizol/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serkan Mericeri]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Feb 2018 17:43:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama kampı]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yolları]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://yasamboyuform.com/?p=2171</guid>

					<description><![CDATA[Bugün dünya üzerinde bakıldığı zaman “Önlenebilir Ölümler” sıralamasında Obezite, sigaradan sonra ikinci sırayı almaktadır. Global...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün dünya üzerinde bakıldığı zaman “Önlenebilir Ölümler” sıralamasında Obezite, sigaradan sonra ikinci sırayı almaktadır. Global anlamda değil de bireysel bir problem gibi düşünmekle ve bu açıdan bakarak Obezite hastalığını günden güne daha da büyütmekteyiz. Diyetler yapıyor, aç kalıyor, spor ve güzellik salonlarından çıkmıyoruz. Bir süre herşey yolundaymış gibi gitsede, en ufak bir can sıkıntısında, kaygı ve endişede herşey başa dönüyor. Ve bu kısır döngü içinde yaşamımızı sürdürüp gidiyoruz.</p>
<p>Kilo alma hikayesi genelde bireylerde bel ve kalça etrafında kendisini göstermeye başlar ve bu durum kişinin yaşadığı farkındalığa bağlı gelişen stresle birlikte katlanarak devam eder. Peki bel ve kalça çevresindeki aşırı yağlanmanın ve fazla kiloların en büyük suçlusu kim? Stres ve bununla beraber salgılanan Kortizol Hormonu. <a href="http://www.yasamboyuform.com">Kalıcı zayıflama</a> denilen kavramın en temelinde yatan da stresi doğru yönetmektir.</p>
<p><strong>NEDİR KORTİZOL HORMONU?</strong></p>
<p>En basit şekliyle Stres anında böbrek üstü bezlerinden salgılanan bir hormondur ve direk şekerle alakalıdır. Bu hormon harekete geçmemizi gerektiren durumlarda üretilir. Vücudun &#8220;savaş ya da kaç&#8221; güdüsüdür. Kan basıncı yükselir ve böylece yaklaşan tehlikeyle yüzleşmek için yeterince tetikte oluruz.</p>
<p>Vücudun tuz ve su dengesini ayarlayan da bu Kortizol hormonudur. Potasyum, protein ve yağların kullanılmasında önemli rol oynar. İşte bu hayatta kalma hormonu yüksek kaldığında istemediğimiz bel çevresi yağlanması başlar. Karın çevresinde ki yağ hücreleri kortizole ve yüksek insülin seviyelerine karşı hassastır. Vücudun bu bölümü enerji depolama konusunda önemli rol oynar. Bu nedenle fazla stres karın bölgesi yağlanmasına sebep olur.</p>
<p>Yale Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre karın bölgesinde fazla yağlanması olan kadınların, kalça bölgesinde fazla yağlanması olan kadınlara göre daha çok stresten etkilenip, kortizol ürettiğini ortaya koymuştur.<br />
En önemli belirtisi bel çevresi yağlanmasıdır. Ama bunun dışında bağışıklık sisteminide olumsuz etkilemektedir. Kemiklerde ki kalsiyumu çekerek kemikleri zayıf bırakmakta ve ruhsal sorunlara da yol açmaktadır. Çünkü kortizolün artması serotonin yani mutluluk hormonunun azalmasına neden olmaktadır. Serotoninin az olması kişinin mutsuz, depresif ve asabi olmasına neden olmaktadır.</p>
<p>Kortizol hormonunu yükselten diğer etkenler kafein tüketimi, gergin ya da hayati risk taşıyan olaylar, yüksek tempolu egzersizler, düşük kalorili diyetler.</p>
<p>Tabi bu noktada içinizden &#8220;stres kilo aldırıyor anladık ama hepimiz stres içinde yaşıyoruz nasıl uzak duracağız birde onu söylesen&#8221; dediğinizi duyar gibiyim. Ve çok haklısınız!</p>
<p>Stresi hayatımızdan çıkaramayız ama onunla baş etmeyi öğrenebiliriz. Her zaman, ne olay olursa olsun sakin kalmak ve anlık yüksek şiddetli tepkiler vermemek en temel özelliğimiz olmalı. Her olumsuz gibi duran olayın arkasında mutlaka olumlu bir şey vardır. Mevlana’nın da dediği gibi;</p>
<p>“Kötü bir döneme girdiğinde ve herşey sana karşı gibi göründüğünde, bir dakika bile dayanamayacakmışsın gibi geldiğinde SAKIN PES ETME, çünkü işte orası gidişatın değişeceği yer ve zamandır.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasamboyuform.com/stres-ve-kortizol/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeme Bozuklukları</title>
		<link>https://www.yasamboyuform.com/yeme-bozukluklari/</link>
					<comments>https://www.yasamboyuform.com/yeme-bozukluklari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serkan Mericeri]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2017 10:09:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama kampı]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yolları]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://yasamboyuform.com/?p=2160</guid>

					<description><![CDATA[Yeme bozukluğu, yeme eylemindeki olağan dışı durumları ifade eden bir kavramdır. Bu kavram kişinin bedensel,...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeme bozukluğu, yeme eylemindeki olağan dışı durumları ifade eden bir kavramdır.</p>
<p>Bu kavram kişinin bedensel, ruhsal ve sosyal anlamda tam bir iyilik hali olarak tanımlanan “sağlığını” bozacak düzeyde olmasıdır.</p>
<p>Yeme bozuklukları hayatın her döneminde açığa çıkabilecek ve uzun süren, birbiri ile ilişkili bir çok komplike nedene bağlı, ölümcül sonuçlara kadar gidebilecek olan ruhsal hastalıklardır. Baktığımız zaman bu davranış bozukluğu çoğunlukla adölesan dönemde başlıyor olarak görünmekteyse de ileri yaştaki bireylerin de her zaman risk grubu oluşturduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Yeme bozukluklarının dünya üzerinde giderek artma nedenlerinin en başında güzellik algısındaki değişim olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Toplumlar varlıklarını sürdürürken kendileriyle birlikte bir çok kavramı da değişime götürmektedir. Değişen bu kavramlardan birisi de güzellik kavramıdır ve bu günümüzde en temelinde zayıflık ile örtüşmeye başlamıştır. Yazılı ve görsel medyanın her gün bireylere sunduğu, toplum içinde bir şekilde yer edinen göz önündeki kişiler bir model teşkil etmekte ve onlar gibi görünebilmek adına yeme alışkanlıkları değişmektedir. Ayrıca bu bireylerin olumsuz benlik algısına ve beden imajına sahip olmaları nedeniyle sürekli diyet yapmaları yeme bozuklukları için belirlenen risk faktörlerini oluşturmaktadır.</p>
<p>Yeme bozukluğunun oluşumunu açıklama yönünde yapılan çalışmalar çok boyutludur ve <a href="http://www.yasamboyuform.com">zayıflamak</a> için yapılan her eylemin yeme bozukluğunun oluşmasına neden olan ortak uyarıcı olduğu vurgulanmaktadır.</p>
<p>Yeme bozukluğu olan bireylerde ciddi boyutlarda ruhsal ve fiziksel sorunlar olduğu gözlenmektedir. Bireyin fiziksel görüntüsü ve kilosu ile daha çok ilgilendiği, daha çok incelme isteğinin ön planda olduğu ve bu amaçlarına yönelik yeme davranışının bireyin sağlığını bozacak boyutlara ulaşması yeme bozukluklarında sık karşılaşılan bir tablodur.</p>
<p>Yeme bozukluğu olan kişiler kilolarını olduğundan fazla ve bedenlerini şekilsiz bulma, çok az besin alımı, yemekten sonra kusma ve yoğun egzersiz yapma gibi belirtiler sergileyebilirler. Durum böyleyken sürece bakış açısını sadece tüketimi düzenlemek üzerinden değerlendirmek yanlış bir yaklaşım olmakla birlikte kişileri de günden güne umutsuzluğa sevk etmekte ve özgüven tahribatını arttırmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasamboyuform.com/yeme-bozukluklari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
